Şöyle bir dönüp bakıyorum geçmişe ve bir soru ileri geri çarpıp duruyor kafatasıma..
12 Eylül 1980 Askeri Darbesi'nden önceki süreçte kurulmuş olan illegal sol parti ve örgütlerin omurgasını oluşturan Çekirdek Kadrolar (PKK dışında) nasıl oldu da bu yıkıcı süreci öngöremediler ve feci şekilde dağıtıldılar?
"PKK’nin kurulmasından çok kısa bir zaman sonra, 19 Aralık 1978′de, solcu Kürtler ile sağcı Türkler arasında çıkan bir çatışma ortalığı iyice karıştıracaktı. Maraş’ta resmî rakamlara göre 105 kişinin ölümüyle sonuçlanan katliamla birden bire gerilen ülke ortamına asker damgasını vuracak ve 11 Kürt ilinde sıkıyönetim kararı alacaktı. Daha sonraları Alevi-Sünni çatışması olarak duyurulacak olan olaylarda ölen bütün kişilerin Kürt olması dikkatlerden kaçmazken bunun Kürtlere yönelik bir uyarı ve hatırlatma olduğu da konuşulacaktı.
1979 yılı şüphesiz PKK ve Kürtler açısından büyük önem arzedecekti. Ocak ayında Kızıltepe’nin Tilermen köyünde PKK Bülteni, Mayıs ayında ise Antep’te çıkarılmaya başlanan Serxwebûn (Bağımsızlık) adlı yayın PKK çizgisinin sesi olacaktı. Bu arada siyasî zekası su götürmez bir gerçek olan Abdullah Öcalan, Türkiye’nin gidişatını arkadaşlarıyla değerlendirecek ve o güne kadar kimsenin görmediği bir gerçeği farkedecekti. Mayıs ayının ilk haftasından başlayarak anî bir kararla Öcalan, neredeyse bütün yönetici kadrolarını Urfa’ya çağırtmış ve Maraş olayları ile başlayan dalgalanmayı anlatarak askerî bir darbenin olabileceği düşüncesi üzerinde durmuştu. Nitekim verdiği kararla kadrolar ve Abdullah Öcalan’ın kendisi 12 Eylül 1980 tarihindeki askerî darbe olmadan Suruç üzerinden Türkiye’yi terk edeceklerdi. Fakat geriye kalanlar için hiç de iyi olmayacak bir tablo ortaya çıkacak ve 650 binden fazla insan gözaltına alınarak işkence edilecek, 7 binden fazla insan idamla yargılanacak, 514 kişi için idam kararı verilecek ve 320 kişi açıklanmayan biçimlerde öldürülecekti. PKK’nin Türkiye’de tutuklanan kadroları ise Diyarbakır Cezaevinde büyük bir direniş sergileyecek, özelikle yöneticilerden bazıları açlık grevleri ve kendini yakmalar ile hayatlarına son vereceklerdi. Toplamda 1500 kişiyi bulan PKK’li sanıkların bulunduğu davalar başlayacak ve 73 kişi idam cezasına çarptırılacaktı." bkz.
http://komunistforum.net/kurt-tarihi/31 ... arihi.html12 Eylül'ü gerçekleştirenler Maraş Katliamını manivela olarak kullandılar evet ama neden.
1968 sonrası yükselen öğrenci ve sınıf hareketinin sosyalist bir devrimle sonuçlanmasından korktukları aşikar.
"siyasî zekası su götürmez bir gerçek olan Abdullah Öcalan, Türkiye’nin gidişatını arkadaşlarıyla değerlendirecek ve o güne kadar kimsenin görmediği bir gerçeği farkedecekti."Demek ki neymiş; Öcalan dışında başka hiçbir sol örgüt yöneticisi öngörü sahibi değilmiş ki Türkiye Sol Hareketi Tarihi'nden böyle kolayca silinebilmişler.
Peki bu pek öngörülü arkadaşımız neden ama neden Türk Solu'nu temsil eden kardeşlerini uyarmamıştır..
Yahut uyarmıştır da bizim bu aklı evvel kardeşlerimiz mi ciddiye almamıştır kendisini.
Bütün bu sorular çoğaltılabilir ancak kesin olarak bildiğimiz bir şey var ki PKK varlığını inşaa ederken Türk Solu'na ait örgütlerin militan kadrolarına vahşice saldırarak büyümüş bir örgüttür.
M.K.Atatürk Türkiye Cumhuriyeti'ni TKP lideri Mustafa Suphi ve yoldaşlarının cesetleri üzerine kurmuştur üstelik Mustafa Suphi Türkiye'de sürdürülen Kurtuluş Savaşını desteklediklerini Atatürk'e yolladığı mektubunda bizzat kaleme almışken.
PKK tüm bu eylemleriyle Atatürk'ün öz çocuğu olduğunu kanıtlamaktan başka bir şey yapmamıştır.
Kürdistan'ı kurmak isteyen PKK Atatürk'ün yaptığı gibi Türk Sosyalistlerinin cesetleri üzerine bir temel atmıştır.
PKK dünü ve bugünüyle Türk ve Kürt halklarına ne kadar faydalı bir örgüt olmuştur?
Bugün biz Türk Sosyalistlerinin kulağına küpe edilen şu söylem "Kürt Sorunu çözülmeden sınıf sorunu çözülemez!" bizi ısrarla iten Öcalan ve PKK'ya rağmen neyin çözümü olmuştur.
Ayrı mücadele yolunu benimsedikleri halde neden hala ısrarla Kürt Hareketine yapışıldığını anlayabilmiş değilim.
Tüm bu gerçekliklerden sonra "Yaşasın Halkların Kardeşliği" sloganının aslında samimiyetsizlikten öte bir sözcükler bütünü olduğunu düşünmekteyim.
Bu coğrafyada yaşayan halklar olarak öyle olmadığını görmeye o kadar ihtiyacımız var ki..